EKMEK KEBABI

                            
CANIM BABANNEMİN EKMEK KEBABI

Ben küçükken babannem bize bu yemekten yapardı,bu yemek beni aldı çocukluğuma götürdü.Ne çokkkk severdim babannemi çok anlayışlı ,çok tatlı,çok pamuk bi kadındı.Bembeyaz nur yüzlü babannemi öpmeyi yanaklarına dokunmayı çok severdim,çok erken terketti bizi.Okul zamanlarımda halk oyunları ekibinde oynardım(tabii o zaman böyle duba gibi değildim),okul zamanı halk oyunları yarışmalarımız olurdu.Ekiple Türkiye içi yarışmalara katılırdık ve her seferinde babam annene sor kızım derdi(çünki babam git deyince annem onun beynini kemirirdi neden izin verdin diye)anneme gidince yooookkkk asla olmaz tek başına kızlar gitmez öyle derdi.Hemen benim canım nur yüzlü babannemi devreye sokardım;babanne annem yine izin vermiyooo ne olurrr diye.Babannem bir şahin misali anneme saldırıya geçerdi,yolla kızı gitsin gezsin görsün yarın el kapısı var gösterirlermi göstermezlermi karışma kızıma gidicek ,deyince eee emir büyük yerden kayınvalideden annem çaresiz iyi peki derdi.En son yurt dışına Bulgaristan' a gidicektik.Bizim evde durum aynı babam annene sor , annem aslaaaaa bu kez olmaz,taa elin gavur memleketine asla gidemessin demişti.Tabiii babannem hemen karşı atağa geçti ve kızım gidicek bu kız sana hakkımı helal etmem ,bak büyüdü.Bu daha önemli bu kız bir daha yurt dışına çıkamayabilir(hakikaten öyle oldu son yurt dışı maceramdı) yollayacaksın dedi veee Çiğdem Bulgaristan da.....

Canım babannem bu olaydan 1 yıl sonra gitti :(((((

Babannem aslında babamın amcasının eşi idi,öz dedem savaşta ölünce öz babannem babamla halamı, eltisi ve kayınbiraderinin çocukları olmuyor ve kendisinin onlara bakacak gücü yetmiyor diye onlara vermişti.Babannem her zaman derdiki kızım benim çocuğum olmadı ben ölünce annee diye ağlayın derdi.Fakat bundan bizi kızkardeşi mahrum etti,babannem kızkardeşinde kalırken öldü ve bize haber vermeden cenazesi evden çıkarıldı ve hayatımdaki ,içimdeki en büyük uktedir .Babbanneme annneee diye ağlayamadım ,bu aklıma her geldiğinde içim çokk burkulur.

Konu nerden nereye geldi,şimdi bunu neden anlattın bizi ne ilgilendirir diyenler var mı acaba..Burası benim dünyam sabah sabah neden bu kadar duygusallaştım bilmem ama içimden bunları yazmak geldi,belkide birileri ile paylaşmak onları benim derdime ortak etmek istedim ama tabi kötü oldum bunlar aklıma gelince :(

Hemen duygusal havamı bozmam lazım çocuklar uyanmadan tarife geçelim...


MALZEMELER:

1 kg.kuşbaşı kırmızı et

2 tane kuru soğan

2 kg.domates

2-3 tane yeşil biber

Pide ekmek

YAPILIŞI:

Etler bir tavada sotelenir.Diğer tavada soğan ve biber sotelenir.

Tabaklara doğranmış pideler koyulur,üzerine soğanlı karışım dökülür.Onun üzerine de etler.

İşte bu kadar babannemim yemeği hazır.

Yorum (0) Yorum yaz!

AŞK KOKAN SPAGETTİ

                          

Geçen hafta 2 günlüğüne eşim geldi :)Biliyorsunuz ki eşim işi nedeni ile ayda birkaç gün bizimle olabiliyor.Akşama size yemeği ben yapıcam,yemek yapma diye evden çıktı.Ne pişiriceksin deyinde söylenmez akşam gelince görürsün dedi ve gitti,eşim sadece mangal yapar bize ben de mangal yapıcak zannettim.Sonra akşam üzeri tlf la aradım,salatayı hazırlıyayımmı acıktı çocuklar dedim.Sen birşey yapma ben yaparım dedi(anaa adama bişiler olmuş,büyük bi ihtimalle ya kafasına çiçek saksısı düştü ya da .... 12 yılda ilk defa bu sözleri duydum)
Sonra öğrendim ki bize spagetti yapcakmış,ben tabii hemen salatamızı falan hazırladım ,onu beklersek açlıktan ölebiliriz diye.İşten geldi ,duş aldı,üzerini değiştirdi oooo biz açlıktan öldük tabii ben kızdım ,sinirlendim,bağrındım acıktık diye.Ona küsüp içeriye gittim.
Veee nihayet saat 21.30 civarı mutfaktan bir söylenti geldi yemeğin hazır olduğuna dair,oğluma hayır ben yemeyeceğim dedim.O da babasına annem küstü deyınce eşim çokkkkkk çaba sarfederek spagettiyi bu hale getirmiş üzerine kalp yapmış karabiberden :))))))))
Eee artık bunun karşısında küs kalmak olmaz değilmi diyerek bir güzel yedim spagettileri.
Tarif yok çünki tarifin sahibi şu anda İtalya da :(

Yorum (0) Yorum yaz!

FIRINDA KÖFTE PATATES


Malzemeler:
4 tane patates
2 iri domates
2 yeşil biber
1/2 kg. kıyma
1 s.b. ekmek(bayatlamaya yüz tutan ekmekler dondurucuda beklıyo beni)
1 yumurta
tuz,k.biber,kimyon,salça,z.yağ
1 tatlı kaşığı domates salçası
veeee tabii ki sarımsakk asla vazgeçemem
Yapılışı:
Yukardaki köftelik malzemeler yoğrulur ve şekil verilir.Tepsiye patatesler dizilir,üzerlerine köfteler ve domatesler yeşil biberi de unutmayalım.Salça ,z.yağ ve baharatları kullanarak sos elde edip tepsinin üzerine gezdirilir.230 derece fırında pişirilip yanında tuzlu ve de buzlu ayranla yenilir...

Yorum (2) Yorum yaz!

New York

                                                                      
New York, (İngilizce resmi adı:The City of New York)) Amerika Birleşik Devletleri'nin nüfus bakımından en büyük kenti. Aynı isimli New York eyaleti'nde yer alır. Yüzyıldan fazladır dünyanın en önemli ticaret ve finans merkezlerinden biridir. Şehir, medya, politika, eğitim, eğlence ve modadaki küresel etkilerinden dolayı bir dünya şehri olarak kabul edilmektedir. Birleşmiş Milletler Genel Konseyi binasına ev sahipliği yaptığından dış ilişkiler için de çok önemli bir merkez durumundadır. Fakir semtlerinde ise çok sayıda işsiz ve evsiz yaşar.

Kent beş bölüme ayrılmıştır: Manhattan, Brooklyn (Kings Country), Queens (Queens Country), Bronx ve Staten Island (Richmond). 830 km²'lik bir alanda yaşayan 8,2 milyon nüfusuyla New York, Amerika'da nüfus yoğunluğu en büyük olan şehirdir. Çevre banliyöleriyle birlikte New York metropolitan bölgesi 21 milyonluk nufusa sahiptir ve dünyanın en kalabalık yerleşim bölgelerinden birini oluşturur.

New York, bir göçmen kentidir. Kentte yaklaşık 170 ayrı dil konuşulmaktadır ve her üç kişiden biri ABD dışında bir ülke doğumludur. İngilizce çeşitli aksanlarla konuşulur. İngilizce’nin yanı sıra İspanyolca, Little Italy (Küçük İtalya) semtinde İtalyanca, China Town’da (Çin mahallesi) Çince konuşulur.

New York birçok Amerikan kültürel hareketinin de doğum yeridir. Edebiyat ve görsel sanatlarda Harlem Rönesansı, resimde soyut ekspresyonizm (New York Ekolü), müzikte hip hop, punk, salsa ve Tin Pan Alley bu hareketlerden bazılarıdır. 24 saat açık olan metrosu ve yoğun trafiğiyle Hiç Uyumayan Şehir adını almıştır.

Özgürlük heykeli, Empire State Binası, Central Park ve Times Meydanı, Modern Sanat Müzesi, Guggenheim Müzesi ve Modern Tarih Müzeleri şehrin ilgi çekici mekanlarıdır. Gökdelenleri, caddeleri, lokantaları, alışveriş merkezleri ve insanlarıyla, New York turistleri cezbetmektedir.

Yorum (0) Yorum yaz!

BERLIN

Berlin bir turist için geçmişi ve bugünüyle başdöndürücü bir kent. Mimarisi, meydanları, ilginç semtleri, müzeleri, sanat galerileri, parkları, gece hayatı, gastro turları ve yürüyüş rotalarıyla, gerek eski rejimin, gerekse 21. yüzyılın şaşırtıcı bir sentezini sunuyor. Dünyanın en iyi ulaşım sistemlerinden birine sahip kentte, hiç vakit kaybetmeden dolaşabilir, yaşamın her alanından insanlarla birlikte her durağı farklı tasarlanmış, görmüş geçirmiş metrosunda, sokakta, sanat galerilerinde kaynaşabilir, sadece kitap ve CD satılan dev alışveriş merkezlerinde hiçbir yerde bulamadığınız müziklere rastlayabilir, sosisin binbir çeşidini tadabilirsiniz.






1961 yılının 13 Ağustos günü, geceyarısını biraz geçe, Berlin’i 28 yıl boyunca ikiye ayıracak duvarın inşasına başlandığında, kimse bu girişimin bu kadar ileri gideceğini tahmin etmemişti. Tamamlandığında, kentin batısıyla doğusunu 160 kilometre boyunca birbirinden soyutlayacak bu duvar, Berlinliler için, birkaç satır yukarıdaki gibi şakalara konu olmakla birlikte, aslında yıllarca paranoyanın, baskının, şizoid kimliğin ve tutsaklığın kanlı canlı bir sembolü oldu. Rengarenk duvar resimlerinin yapıldığı batı tarafının hemen arkasında, doğuda, bu engeli aşmak isteyen herkese aynı derecede acımasız ölüm kol geziyordu. Dikenli teller, tek bir işaretle saldırıya hazır köpekler, gözetleme kulelerinde göz kırpmadan tetiğe dokunacak sınır nöbetçileri doğuya özgüydü. Yıllar içinde duvarı tam beş bin kişi aşmak istedi. Sadece 1600’ü başarabildi. Çoğu yakalandı, 191’i öldürüldü.


Şimdi Turizmin Parçası




Soğuk Savaş’ın sonunda yıkılarak kimileri tarafından hatıra eşyası olarak satılan, bazı bölümleri sergilenmek üzere dünyanın farklı müzelerine götürülen ve büyük bir bölümü yol yapımında kullanılan bu Utanç Duvarı’nın ortadan kaldırılmasından 16 yıl sonra, bugün artık geriye kalanlar kentin tarihi ve turizminin önemli bir parçası. Doğu ile batının birleşmesinden sonra Berlin, büyük bir değişim ve gelişim süreci içine girdi. Gerek sosyal hayat, gerekse mimaride, yaşamın her alanında kendini yeniledi, küllerinden yeniden doğdu.

Berlin, güçlü bir kimliğe sahip bir kent. Dinamizmi, enerjisi tartışılmaz. Sanki tüm bu yaşananlar, onu tetikte ve uyanık tutuyor gibi. Bir zamanların bölünmüş toprakları, şimdi Avrupa’nın en pahalı arazileri. Berlin’in son 15 yıldır ufkundan eksik olmayan bir şey varsa, o da vinçler. İstanbul silueti minareler ve kubbelerse, Berlin’inki de kentin her yerinden gökyüzüne uzanan, günbatımını süsleyen bu inşaat makineleri. Kent büyük bir şantiye görünümünde. Neredeyse II. Dünya Savaşı’nın sonundan beri bu durum pek fazla değişmedi. Ancak birleşmeden sonra büyük bir artış gösterdi. Oteller, bankalar, büyükelçilikler, büyük şirketlerin ultra modern binaları ve yeni sanat galerileri kentin çehresini tamamıyla değiştirdi.

Özellikle duvarın geçtiği Postdamer Platz, bir çöl kadar ıssızken, yakın zamanda Marriott ve Ritz Carlton otelleri tamamlandı. Bir taraftan Rusya’daki Yahudiler Berlin’e dönerken, bir taraftan da sinagogların restore edilmesi, müzelerin ve anıtların inşa edilmesi de kentin Yahudi kültürünü yeniden kucakladığının bir göstergesi.




Berlin’in iflasın eşiğinde bir kent olduğunu söylemek iyimserlik olur. Kent iflas etmiş durumda. Ancak sosyal yaşam, kültür ve sanattaki zenginlik halkın daha kötü günleri göz önüne alarak, bu ekonomik sıkıntıyı görmezliğe gelmesinde etkili. Tarih ve miras bilinci gelişmiş bir toplum. Demokratik Alman Cumhuriyeti dönemine ait görkemli mimari bir miras gibi korunuyor ve hatta eski tarzdaki trafik lambalarının değiştirilmesi durumunda Berlinliler ayaklanabiliyorlar. Gençlere göre Berlin, biraz New York gibi. Çünkü gece hayatını sınırlayan saatler, hayatı erteleyen sınırlar yok. Duvar nedeniyle, her semtte belirgin bir karakter oluşmuş. Yine duvar nedeniyle, zamanında kentte üç opera ve iki hayvanat bahçesi açılmış.

Bugün Berlin’de oturan her yedi kişiden biri göçmen. Avrupa’daki eşçinsellerin en özgürce yaşadıkları birkaç kentten biri Berlin. Aklımıza kazılı disiplinli, açık vermeyen ve toleranssız Alman portresinden çok daha farklı bir tablo çıkıyor karşınıza.


185 milletten insan




Berlin, Almanya’nın en fazla farklı kültür barındıran kenti. Tam 185 milletten insan bu kentte yaşıyor. Nüfusun yüzde 13’ünü azınlıklar oluşturuyorlar. Türkler, Polonya’dan gelen Doğu Avrupalılar, eski Yugoslavya devletleri ve eski Sovyet cumhuriyetlerinden gelenler çoğunlukta. Ayrıca, İtalyanlar, Yunanlılar, Amerikalılar ve Vietnamlılar da Berlin’in kendine özgü mozaiğinin parçaları. En fazla göçmen, yüzde 32 oranında Kreuzberg’de yaşıyor. Wedding ve Tiergarten da göçmenlerin yoğunlukta olduğu diğer semtler. Birleşmenin ardından, kentteki yabancı nüfusun artışına karşın, 1993’ten beri kentteki Almanlar’ın sayısı azaldı. Buna neden olarak, genç ailelerin kent merkezinden kırsala taşınmayı tercih etmeleri gösteriliyor.

Bir de Neu Berliner (Yeni Berlinli) olarak nitelendirilen bir grup var. Bu kentte doğmayıp sonradan gelenler. Postdamer Platz’daki Adagio gibi gece kulüplerinde boy gösterenler. Moda mekanlar yaratıp sıkılan sonra başka mekanları moda yapanlar. Oysa Berlin, daha çok gösterişin değil bireyselliğin ön planda olduğu, paralı olsan da bunun kimsenin gözüne sokulmaması gerektiğine inanılan bir kent.

Turizm, Almanya’da atağa kalkan sektörlerden biri. Berlin, Londra ya da Paris’le karşılaştırıldığında daha ucuz. 40 yıl önce işçi olarak Almanya’ya giden Türkler’e şimdi başka bir gözle bakılıyor. Almanya’da yaşayan 1.6 milyon Türk’ün arasında 68 bini iş sahibi. Alman turizm otoriteleri Türkiye’yi turizmlerine katkıda bulunacak bir pazar olarak görüyorlar. Artık sadece Almanya’ya yakınlarını ziyarete gelen Türkler’i değil, ülkeyi gezmek, müzelerini görmek, restoranlarında yiyip termallerinden faydalanmak ve şarap merkezlerinden keyif almak isteyen Türkler’i davet ediyorlar.

80 küsur milyonluk ülkenin genelindeki mutsuzluk ister istemez Berlin’e de yansıyor olsa da geçmişi, bugünü ve geleceğiyle merak uyandıran, feleğin çemberinden geçmiş, anında sarıp sarmalayan bir kent burası. Üstelik, engelsiz ve bölünmeden, gururla ’’Ich bin ein Berliner’’ (Ben Berlinli’yim) demeyi sürdürebilmek için tıpkı sembolü ayı gibi hayatta kalma mücadelesinde kararlı.


Berlin Şehir Turu





Duvar artık kenti ikiye ayırmıyor belki ama gerek Berlinliler gerekse turistler hálá semtleri, Doğu ve Batı Berlin olarak tanımlıyorlar. Berlin 12 ’’bezirk’’ten (semt) oluşuyor. Batı Berlin’de, Zoo İstasyonu, Kurfürstendamm, Tiergarten, Reichstag, Checkpoint Charlie, Bradenburg Kapısı, Postdamer Platz, Gemaldegalerie, Neue Nationalgalerie, Berlin Filarmoni Orkestrası, Kreuzberg, Schöneberg, Charlottenburg, Berlin Olimpiyat Stadyumu görülecek yerler arasında. Doğu Berlin’de ise Unter den Linden, Museuminsel (Bergama Müzesi ve diğer müzeler), Alexanderplatz, Nikolaiviertel, Prenzlauer Berg, Gendermenmarkt, Karl Marx Allee listenizin başında olsun.

Berlin’e gelen ziyaretçiler zamanlarının çoğunu MITTE’de geçirirler. Turizm denince, tarihi yerleri, müzeleri, otelleri ve gece hayatıyla ilk bu semt akla gelir. Aslında Mitte, ’’ortası’’ anlamına geliyor. Berlin ilk bu civarda kuruldu ve her alanda kentin nabzının tutulduğu bölge oldu. Kentin sembolü Brandenburger Tor yani Brandenburg Kapısı, Berlin’in 18 kent kapısından en etkileyici olanı. 1987’de ABD Başkanı Ronald Reagan, bu görkemli kapının önünden, Gorbaçov’a duvarın yıkılması için seslenmiş, başkanın bugün artık tarihteki yerini alan bu ünlü sözlerinin üzerinden iki yıl geçtikten sonra da duvar yıkılmıştı.

Brandenburg Kapısı’ndan Schlossbrücke’e uzanan, kentin 1.5 kilometrelik bulvarı Unter Den Linden, Berlin’in en baş döndürücü bulvarı sayılabilir. Savaş sırasında burada çok farklı mimarilere sahip binalar tahrip olmuş ancak iyi bir restorasyonla, burası tekrar hayata döndürülmüştü.


Müzeler Adasını Görün



Kentin tarihi boyunca önemli mimarların iz bıraktığı bu bulvarın yanısıra Berlin’in en güzel meydanı Gendermenmarkt da görmeye değer. Meydanın muhteşem üçlüsü; Französischer Dom (Fransız Katedrali) ile Deutscher Dom (Alman Katedrali) olarak bilinen 18. yüzyıla ait ikiz katedraller ve dönemin ünlü mimarı Schinkel’in en muhteşem yapıtlarından biri olan Schauspielhaus (Konzerthaus). 1984’te hizmete açılan binada turla gezebilir ya da burada bir konsere gelebilirsiniz. Bu çarpıcı meydanda son yıllarda oldukça lüks oteller ve restoranlar da yerlerini aldılar. Opera dinlemek için en ideal mekan, Avrupa çapında ün yapmış Staatsoper Unter den Linden devlet operası.

Brandenburg Kapısı’nın güneyinde, savaşta katledilen Avrupalı Yahudiler anısına yapılmış Holokost Anıtı, labirentler meydana getiren yüksek ve alçak beton bloklardan oluşuyor. 8 Mayıs 2005’te, II. Dünya Savaşı’nın 60. yıldönümünde tamamlanan ve açılışı yapılan anıtın altındaki küçük müzede derlenmiş olan özel hayat hikayeleri, bu soyut anıta gerçeklik kazandırıyor.

Müze meraklıları Berlin’de her şeye yetişemeyeceklerini önceden kabul etmeliler. Kentin içinden geçen Spree Nehri üzerinde, küçük bir ada olan ve Paris’in Louvre’uyla rekabet edebilecek nitelikteki Museuminsel (Müzeler Adası), büyük bir tarihi zenginliğin sergilendiği beş eski müzeden oluşuyor.

Zamanınız kısıtlıysa ve tek bir müze görebilecekseniz, Bergama Müzesi’ni (Pergamon Museum) kaçırmamalısınız. Burada en azından iki saate ihtiyacınız olacaktır. 1930’da tamamlanan binada sergilenen farklı dönemlere ait hazine niteliğindeki arkeolojik eserlerin arasında bir parça var ki sadece Türkleri değil bütün dünyayı yakından ilgilendiriyor; Bergama (Zeus) Sunağı


Kubbeye Asansörle Çıkın



Demokratik Alman Cumhuriyeti döneminin mimarisi ve estetik anlayışının en belirgin olduğu yerlerden biri Alexanderplatz. Meydanda durup etrafa baktığınızda, eski rejimin mimari tarzıyla halkı üzerinde kurduğu baskıyı, paranoyayı ve ezici gücü fazlasıyla hissedebiliyorsunuz. Alexanderplatz, Doğu Berlin’in ticaret merkeziyken, II. Dünya Savaşı’nda bombalanmış ve bugünkü görüntüsüne ancak 1960’taki yeni yapılaşmayla kavuşmuştu. Bugün meydanda, Demokratik Alman Cumhuriyeti döneminin kent planlamacılarının eserleri duruyor; Televizyon Kulesi, 123 metre yüksekliğindeki Interhotel (bugün Park Inn) ve doğunun en büyük alışveriş merkezi Warenhaus (bugün Kaufhof)... Doğu rejiminin gücünün en belirgin olduğu meydan aynı zamanda bu otoritenin yıkımında da rol oynadı. 1989’un Kasım’ında, 700 bin kişi burada toplanarak yürüyüş yaptı. Beş gün sonra duvar yıkılmıştı.

Alexanderplatz’ın kuzeyindeki Scheunenviertel kentin en canlı semtlerinden. Restoranların, sanat galerilerinin ve gece hayatının yoğun olduğu semtte, Berlin dizaynırlarının ilginç tasarımlarının bulunduğu dükkanlar göz zevkiniz için bile dolaşmaya değer. Aynı zamanda semt, birleşmenin ardından, kentteki Yahudi yerleşimlerinden biri olarak da gelişti.

Yayıldığı 167 hektarlık alanla, dünyanın en büyük kent parklarından biri Tiergarten. Berlin oldukça yeşil bir kent. Bunda en büyük pay Tiergarten’ın. Güneşli haftasonlarında Berlinliler burada mangal yakıp, piknik yaparlar. Otellerin, müzelerin ve galerilerin de bulunduğu Tiergarten’da, Kulturforum, müze meraklıları için görmeye değer. Fazla vaktiniz yoksa, bu müzelerden Gemaldegalerie’yi listenizin başına alın.





Regierungsviertel’de Alman Parlamentosu’nu yani Reichstag’ı ve özellikle muhteşem cam kubbesini görmelisiniz. 1894 tarihli binanın dışı hálá sütunlarla bir tapınak görünümündeyken, içi oldukça modern tasarlanmış. Berlin’de yapılması gerekli en önemli aktivitelerden biri, asansörle kubbenin tepesine çıkmak ve kenti buradan seyretmek. Reichstag, Alman tarihinin önemli anlarına şahitlik etmiş bir yapı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Alman Cumhuriyeti burada ilan edildi. 1933’te burada çıkan yangını fırsat bilen Hitler, komünistleri suçladı ve gücü ele geçirdi. Birleşme yasası, 2 Ekim 1990’da burada çıkarıldı.

Berlin’e gelip de duvarla ilgilenmeyen turist sayısı yok denecek kadar az. Orijinal duvar parçası, ’’Terörün Topografyası’’ adlı bir sergiyle birlikte geziliyor. Duvarın hemen yakınında, Niederkirchner Strasse üzerinde, Nazi Almanyası’nın en dehşet veren kurumlarından olan, Holokost planlarının yapıldığı Gestapo’nun merkezi bulunuyor. Bir tarafta artık sadece turistik bir değer olarak görülen duvarla, diğer tarafta Gestapo hapishanesinde işkence görenlerin ve öldürülenlerin fotoğrafları, bu açık hava müzesinin insanda dehşet ve korku duyguları uyandırmasına yetiyor.


Potsdamer Platz





Birleşmenin ardından, Berlin’de başlayan ve tüm hızıyla devam eden yapılaşmanın en somut göstergesi. Kentin yeni yüzünün en belirgin sembolleri burada. II. Dünya Savaşı’nın ve duvarın semti ikiye bölmesinin ardından, birleşmeye dek, bu semt kendine gelemedi. Oysa şimdi 21. yüzyıl mimarisinin en çarpıcı örnekleriyle dolu. Binalara bakarken boynunuz tutulabilir. 1998’de tamamlanan DaimlerCity, 2000’de açılan Sony Centre ve Beisheim Centre, meydandaki en dikkat çekici yapılar. Dünyanın en hızlısı olduğu bilinen asansörüyle Panorama Observation Deck’e çıkıp bu ’’Yeni Berlin’’i seyretmeyi ihmal etmeyin.

Charlottenburg



Duvar yıkılmadan önce Berlin’e gelenlerin tercih ettiği yerdi. Charlottenburg, bir zamanlar Kurfürstendamm üzerinde sıralanan caz ve edebiyat kahveleriyle, kültürel açıdan göz dolduran bir semtti. Bugün eski özelliklerini kaybetmiş olsa da Charlottenburg Sarayı’nı görmek, 3.5 kilometrelik, kısaca Ku’damm olarak bilinen Kurfürstendamm caddesinde alışveriş yapmak için buraya uğranabilir.



Kreuzber (Kücük Istanbul)



Burada yaşayan farklı kültürlerin yarattığı karmaşık bir atmosferi vardı. Kentin ihmal edilmiş, yıpranmış bir bölgesiydi. Birleşmenin ardından, buradaki yaşam da farklılaştı. Hem daha huzurlu oldu, hem de bir bölümündeki evler iyi bir restorasyondan geçti. Kiraların daha ucuz olduğu semtin doğu kısmında, hálá göçmen kültürü ve çeşitlilik kendini belli ediyor. Türkler nüfusun üçte birini oluşturuyorlar. ’’Küçük İstanbul’’ olarak bilinen Kottbusser Tor, Türk kültürü mekanları, yemekleri ve yaşam tarzıyla öne çıkıyor. Salı ve cuma günleri kurulan Türk Pazarı, Türkiye’den bir esinti. Kaçırılmaması gerekenlerden biri, Avrupa’nın en büyüklerinden olan Yahudi Müzesi.


Checkpoint Charlie




Soğuk Savaş dönemine kaydadeğer bir bakış için, artık iyice turistikleşmiş olmasına rağmen, Friedrichstrasse ile Zimmerstrasse’nin kesiştiği yerdeki Checkpoint Charlie’ye uğramalısınız. 1961’den 1990’a, müttefiklerin, yabancıların ve diplomatların, Batı ile Doğu Berlin arasında geçiş yapabilmelerini sağlayan bu yegane Amerikan kontrol noktası, bugün artık etrafında Rus askerlerinin şapka ve üniformalarının, Rus bebeklerinin ve çeşitli hediyelik eşyaların satıldığı tezgahlarla çevrili.

Yorum (0) Yorum yaz!